Köşe Yazarları Sayfası



Köşe Yazarları->Erdal YAKUPÇEBİOĞLU->Geçmişten Günümüze Türkiye'nin Dış Politikası Üzerine Bir Analiz [ Arama ]

Geçmişten Günümüze Türkiye'nin Dış Politikası Üzerine Bir Analiz
Makale Başlığı Geçmişten Günümüze Türkiye'nin Dış Politikası Üzerine Bir Analiz
Alt Başlık güncel
Gönderen Erdal

Saygıdeğer araklim net müdavimleri bu yazım ile farklı bir alanda birşeyler karalayacağım.

şimdiden sabrınız için teşekkürler.


..........


II. Dünya savaşından sonra kamplara ayrılan Dünya da bizde ülke olarak Sovyetlerin Kars, Ardahan gibi illerimizde hak iddia etmesi ve artan komünizm tehlikesine karşın toprak bütünlüğümüzü ve siyasal düzenimizi sağlamak adına NATO da kendimize yer bulmuşuz. NATO’ nun en sadık müttefiki olarak Avrupa’nın Güney kanadını korumuşuz yıllarca. Bu süre zarfında ülkeyi idare edenler dış politikada alışıla gelmiş düzenin dışına çıkamamışlardır çıkmak isteyenlere de fırsat tanınmamıştır.
[B]
Dış politikada alışıla gelmiş düzenin dışına çıkmak Atatürk den sonra ilk defa Adnan Menderes ile oldu.


Ortadoğu da ki ülkeler ile yakınlaşmayı sağlayan Bağdat Paktı (1955) Adnan Menderesin Dış Politikadaki başarısı hanesine yazılacak bir olaydı. Adnan MENDERES ’in Dış Politikada ufkunu yansıtması açısından Paktın oluşumu esnasında aşağıdaki olay dikkate değerdir diye düşünüyorum.

Anlatan Eski DP milletvekili Sebati ATAMAN .

**********

……..” Adnan Menderes, Bağdat'ta İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini ziyarete gitmiştir.ı

………..\"Dualarımızı okuduk, ayrılacağız. Adnan Bey kımıldamıyor. Öylece kaldı, âdeta murakabeye daldı. Nihayet silkinip kendine geldi. Dışarı çıkarken yanına yaklaştım ve sordum: \"Beyefendi, bir murakabeye daldınız, merak ettim, o esnada ne düşündünüz?\" Kolumdan tutup bir kenara çekti ve şu cevabı verdi: \"Sebati, bu mezarını ziyaret ettiğimiz şahsiyet, burada ve yakın şarkta, bizim memleketimiz de dahil bütün İslam ülkelerinde ebedî olabilecek bir nizam kurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bu nizam da yıkılmış, darmadağın olmuştur. Şimdiki İslam ülkelerinin vaziyetini görüyorsun. Bu nizamın başka esaslar dahilinde yeniden kurulması, sulh ve sükûnun avdet etmesi lâzımdır. Biz de buraya bunun için geldik.\"

Menderes'in sözlerini dinlerken, gözüm yaşlar içinde kalmıştı. Bana \"Ağlıyor musun?\" diye sordu ve sözlerini sürdürdü: \"Ağlama, bu olacak, muhakkak olacak, biz görmeyeceğiz ama torunlarımız muhakkak görecek.\"

*********
Adnan Menderes Döneminin bir başka Dış politika başarısı da, Kıbrıs ta büyük kazanımlar edinilen ve kurulacak Kıbrıs Cumhuriyetinde ile Kıbrıs Türkünün hürriyet ve yasama haklarını güvence altına alan 19 şubat 1959 Londra Antlaşmasıdır.

Türkiye Başbakanının ve Dış İşleri Bakanının dış politikada alışıla gelmiş anlayışın dışına çıkmalarının bir bedeli olacaktı. Evet O bedeli de canları ile ödemişlerdir. ( 27 Mayıs İhtilalinden sonra Başbakan Adnan MENDERES ve Dış işleri Bakanı F. Rüştü ZORLU 1961 de İdam edilmişlerdi. )

( Yakın zaman da 1952 de İran da Musaddıka karşı yapılan darbenin arkasında olduğunu açıklayan bir gücün veya başka güçlerin bizim darbelere de kayıtsız kalmaları düşünülemez. )

Türkiye Cumhuriyetinin Dış Politikada alışıla gelmiş anlayışın dışına çıkmasını 1974 de Kıbrıs Barış Harekatında görüyoruz. Böyle bir harekatı yapabileceğimiz Avrupa Devletleri akıllarının ucundan bile geçmezdi. Çünkü Türkler bu harekat ile 1683 Viyana Bozgunu’nda bu yana yaklaşık üç asırdır ilk kez ileri bir hamle yaparak ve kendi milli sınırları dışındaki bir toprağa Türk bayrağı dikmiş oluyorlardı.

Bunun bedeli de ağır olur. Bedelini hep birlikte bu ülke öder, ekonomik ambargolar ve Türkiye yi tecrit politikası ile Avrupa ülkeleri ülkemizden intikam almak isterler

Sonraki yıllar ülkeyi kardeş kavgasına sürükleyen olaylar 1980 darbesi. 1980 ile 1990
yılları arası Türkiye’nin yeniden ayağa kalkma yıllarıdır.

Türkiye Dış Politikada alışıla gelmiş düzenin dışına çıkmasını Sovyetlerin parçalanması ile ortaya çıkan yeni Cumhuriyetlere yönelik olarak tüm Türk dünyasını kucaklamak adına Turgut ÖZAL’ın başlattığı Dış Politika anlayışında görüyoruz. Adriyatik’ten Çin Seddine kadar Tükçe lehçelerinin konuşulduğu coğrafyada Türkiye’nin etkinliğinin artırılması için yapılan girişimlerde ÖZAL’ın payı büyüktür.

Türkiye’nin yeni dış politika anlayışı birilerini rahatsız etmesi kaçınılmazdı, ve şüpheli bir kalp krizi geçirerek ölen ÖZAL dan sonra yerine gelen siyasetçiler dış politikadaki ÖZAL'ın başlattığı açılımı sürdüremediler ve yine Türkiye 10-15 yıl kendi iç sorunları ile cebelleşen ülke pozisyonuna düşürüldü.

Bölgesinde etkin güç olarak Türkiye, Batılının istediği bir profil değildi. Kendi iç sorunları ile boğuşup, çevresinde olan olaylara karşı müdahil olması istenmeyen bir ülke Batının bize biçtiği rol idi yıllardan beri.

Ama Batılılar ( veya Dünya dengelerini elinde tutan devletler ) tarafından üzerimize biçilen bu rol Türkiye gibi bir ülkeye hiç yakışmıyordu. Çünkü tarihi gerçekler bunu inkar ediyordu.

Artık günümüzde kendi içindeki sorunları çözme yolunda gayret gösteren bir Türkiye Bölgesinde etkin güç olma yolunda ilerlemektedir. Bulunmuş olduğu coğrafyanın kendisine yüklemiş olduğu sorumlulukların şuurunda olan bir Türkiye alışıla gelmiş düzenin dışında Dış Politikalar üretmeye yönelmektedir. Geçmiş dönemin şartları gereği komşu ülkelerini düşman gören bir dış politika anlayışı yerini, ortak coğrafyada kader birliği yapmış halkların sorunsuz bir şekilde yaşayabileceği bir ortamın sağlanmasına yönelik gayretlere bırakmıştır. Ülkeler arası sorunları derinleştiren değil de, sorunları çözmeye yönelik dış politika anlayışı Türkiye’nin prestijini artırmıştır. Bunun tezahürünü Türkiyenin 47 yıl sonra Birleşmiş Milletlerde Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinde görebiliriz.

Bölgesinde ve Dünya'nın değişik yerlerinde meydana olaylar karşısında, kendine özgü dış politika geliştirebilme çabası Türkiye’nin etki alanını artırmaktadır.

Türkiye gücünün farkına vardıkça eşiklerde bekleyen değil de randevu almak için sıraya geçilen bir ülke pozisyonu geçmesi, Bölgesinde ve Dünya da olan gelişmeler karşısında daima bir denge unsuru ( geçmişte olduğu gibi) olan güçlü bir ülke olması tarihin kendisine yüklediği bir misyondur. Bu da ülke olarak güçlü olmamıza ve başka ülkelerin bizim üzerimizdeki hesaplarını alt üst edecek politikalar geliştirebilme yeteneğimize bağlıdır.
[/B]
Değerlendirme Değerlendirme: 2 - Ortalama: 1.5

Yorum Gönder Değerlendir
Yorumlar
AhmetEYP
28 Tem 2009
Erdal beyin analizine katılıyorum,bende bir iki ilaveyle katkı yapmak istiyorum.1950 li yıllara kadar malesef dış politikamız zaten yoktu.50 li yillardan sora,dış politikada ABD nin istem dışına çıkan politikacılar sizinde belirttiğiniz gibi direnç ğösteremeyenler örneğin Erbakan,Ecevit,pasivize edildi.Direnenlerde,Menderes.Özal,gibi .Onlar dik durdu rahmetle anılıyorlar.Erdoğan da direniyor,Birkaç suikast önlendi, mersedeste mahsur bırakılıp,şekerden katledilmek istendi,ama Allah korudu.Nereye kadar direnir bilinmez.Allah Ülkemize Onuruyla hizmet edebilecek siyasiler nasip etsin.

Bilgiler
Burda 63 İnceleme Kayıtlı
Enfazla Bakılan: AK Partinin Aklanamayan Olsuzlukları
Enfazla Değerlendirilen: İşte bu bizim hikayemiz

Köşe Yazıları Bölgesini Gezen: 1 (0 Kayıtlı Üye 1 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen üyeler: 0


 
 

MKPortal M1.1 Rc1 ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.03577 saniyede 19 sorguyla oluşturuldu
süper board
Site Ekle -=| Karadeniz Toplist |=-