Fikirlerin, duyguların, bilgilerin dışa aktarımı için farklı yollara başvurur, insanoğlu. Kimi; söylediği bir şarkıyla, çaldığı bir enstrümanla kimi; yaptığı bir konuşmayla, mimikleriyle, gözleriyle kimi; çektiği bir sinema filmiyle, yazdığı bir senaryoyla, oynadığı tiyatro oyunuyla, çektiği fotoğraf kareleriyle, tuvale aktardığı fırça darbeleriyle kimi; yazdığı bir şiirle, romanla kimisi de; kaleme aldığı makale ve denemelerle… Hepsinde de karşı tarafa bir aktarma çabası vardır ve hepsinde de sanat icra edilmek istenmektedir bu yönde de çalışmalar kaydedilmektedir. Büyük umutlar içerisinde heyecanla hayata geçirme çabası vardır, sanatın her dalında.
Ortaya konulan tüm ürünler, şaheserinin dünyaya getirdiği çocuğu gibi olmuştur, hep. Her defasında yeni bir hazla dünyaya getirir çocuklarını ve yeni vitaminler vermeye çalışarak, onlara yeni bir şeyler katarak büyütür. Kendinin bir gün mutlaka öleceğini bilir fakat çocuklarının ölümsüzlüğü için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışır ve iyi bilirler ki; çocuklarının ölümsüz olması çocuklarına aşıladıkları niteliğin göstergesi olacaktır. Bunu başarabilmek için asla tükenmeyen bir kalem, hiçbir zaman bozulmayan bir objektif, kirlenmeyen nefes, yok edilemeyen umutlar barındırmalıdırlar kendilerinde.
“Sanat ne bir oyun, ne de bir eğlencedir. O, ancak ruhun dışarıya vurarak kendisinin göstermesi ihtiyacıdır” (E.G. Benite)
“Sanat, ekmek peşinde koşarsa alçalır” (Aristophanes)
Birçok şeyi anlatmış aslında bu iki cümle. Birinde yapılması gerekeni ötekinde, sanatın hangi emellere alet edilmemesi gerektiğini. Bu iki cümleyi anlamak, sanatı bir ömür hiç yorulmadan omuzlarınızda taşımak, amacı dışına çıkmadan hiçbir çıkar gütmeyen, tamamıyla objektif olan çocukların dünyaya gelmesi bir nevi...
Kolay değil bir çocuk dünyaya getirmek ve onu büyütmek. Kolay değil bir kalemi dillendirmek ve o kalemi sonsuz kılmak. Bir fırçanın ucunu sürekli ıslak tutabilmek, bir şarkıyı yıllar geçmesine rağmen hep aynı güzellikte söyleyebilmek… Bir merdiven misali yapması zor ama yıkması kolay.
Tüm bu zorlukları zevke, tutkuya dönüştürüp sanat icra edebiliyorsa insan işte o sanata, Sanat demeli. Kalemin yanına silgi değil yazılmak için bekleyen kağıt koymalı.
Umarım, Benite’nin cümlesin de ki gibi bir sanat dünyaya hakim olur aksi takdirde yiyecek bir sanat dahi bulamayacağız…
Saygılarımla;
Fatih YILMAZ